29 Ağustos 2008 Cuma

002 - Shrek the Third İnceleme


Bir kedi, bir eşek ve bir dev; nasıl bir masala sığar?

Gönüllerde taht kuran yeşil dev, her zaman olduğu gibi filmi ardından piyasaya sürülen animasyon oyunlarından biri olarak yerini alıyor. Piyasadaki hemen hemen tüm platformlarda boy gösteren Shrek the Third, PSP ekranına da bulaşmadan edemiyor. Üstelik yapımın PSP’deki performansı, diğer konsollardakinden daha iyi olduğu da açıkça görülmekte. Ancak bu demek değil ki yeşil dev en iyi performansını sergilemeyi başarıyor.

Yeşil dev

Film ile aynı hikaye içeriğine sahip olan Shrek the Third, hikaye gidişatı ile de paralel bir şekilde yol alıyor. Film boyunca karşımıza çıkan Shrek, Fiona, Kedi, Eşek ve Uyuyan Güzel gibi karakterler, hikaye gidişatına uygun şekilde sıraları geldikçe kontrol edilebilir olmaktalar. Yapım hikayeyi dolaylandırmadan, biraz üstü kapalı bir şekilde aktarıyor. Hikayeyi aktaran ara sahneler ise oynayan üç boyutlu masal kitapları ya da kukla şovu gibi enteresan bir tarzda aktarılıyor. Oynayış bakımından yapım diğer pek çok macera-aksiyon oyunu gibi buton tabanlı mücadele sahneleri içeriyor. Shrek’in yoluna çıkan düşmanları büyük yumrukları ile bertaraf etmesi fazla uzun sürmüyor. Ayrıca karakterler yalnızca iki tuş kullanımı ile de basit kombinasyonlar yaratarak özel hareketler meydana getirebiliyor. Mücadele sahnelerinde kullanılan bir özellikte üç aşamalı aksiyon metre oluyor. Karakteriniz özel yeteneğini kullanmaya başladığında ilk sekme dolmaya başlıyor. Üç sekme birden dolduğunda ise özel dev gücünüz ortaya çıkıyor ve Matrix’teki gibi zaman yavaşlıyor. Zaten oldukça kolay olan yapımda dev gücünü ortaya çıkartmak ile işler hepten kolaylaşıyor. Bu özellik dışında karakterlerin de kendi aralarında bazı farklılıkları bulunuyor. Ancak bu farklar hem çok fazla değişik etki yaratmadıkları, hem de aynı tuş kombinasyonu ile uygulandıkları için ortaya pek de yaratıcı aksiyonlar çıkmıyor.

Hikayenin sonuna varana kadar yaklaşık olarak yirmi bölüm boyunca yol alıyoruz. Bölümler boyunca ölmek gibi bir kaygımızda bulunmuyor; zira limitsiz can hakkımız bulunmakta. Ola ki eğer bölüm içinde ölmeyi becerebilirseniz de oyun sizi huzura erdiğiniz noktada hayat öpücüğü vererek geri getiriyor. Böylece bölümleri sıfırdan oynamak zorunda kalmadığımız gibi belli bir kontrol noktasından itibaren geldiğimiz noktaya kadar da ilerlemek zorunda kalmıyoruz. Yapımda tabi ki yalnız mücadele sahneleri bulunmuyor. Zaman zaman bulmaca çözmekle de uğraşıyoruz. Bulmacalar genellikle kolaylar ve üzerlerinde çok fazla düşünmek zorunda kalınmıyor. Bununla birlikte platform yapıları ise kamera açıları nedeni ile zorluklar çıkartabilmekte. Özellikle boşluklardan körlemesine atlamak zorunda kalabiliyoruz.

Shrek the Third, Single Player modu dışında Multiplayer oynamaya da izin veriyor. Ancak muhtemelen bu oyunu almış bir arkadaşınızı daha bulmak pek mümkün olmayacaktır. Yapımı ortalama olarak dört ile beş saat oynadıktan sonra hikaye noktalanıyor. Ancak uzun olmayan ara videolar hikayenin tamamını aktarmada yeterince tatmin edici seviyeye ulaşmıyor. Teknik açıdan baktığımızda ise gerçek zamanlı gölgelendirme ve aydınlatmalar, iyi sayılabilecek karakter modellemelerine eşlik ediyor. Tutarsız animasyonlar ve yeterince kaliteli olmayan grafikler ise görsel olarak oyunu baltalayan kısımlar. Müzik ve ses efektleri de ortalama sayabileceğimiz düzeyde. Kamera açılarının ise çoğu zaman yetersiz kaldığı görülüyor. Genel olarak Shrek the Third daha çok teknik hataları yüzünden oynanabilirliğini kaybeden bir yapım. Ancak sıkı fanlarına hitap edebilir.

001 - Prince of Persia: Prodigy Ön İnceleme

Farklı bir prens, farklı bir macera ve yeni kaderi

Zamanın ötesinde bir değişim!

Zamanı geri alabilmek, ama bir yere kadar (Sands of Time)
Korkularından kaçmak, ama sonunda onunla karşılaşana kadar (Warrior Within)
Kendinle yüzleşebilmek, ama karanlık tarafı alt edene kadar (Two Thrones)
Amaçsızca yaşamak ki, yeni bir maceraya adım atana kadar… (Prince of Persia Prodigy)

Zamanın ötesinde bir çağda, kızgın kumların üzerinde süzülen gölgelerin kaynağına bakınca büyük bir ordu gözüktü. Pers ordusu ve ülkenin genç prensi, vezirin büyük hazine vaatleri üzerine Azad topraklarını geride bırakarak saldırıya geçti. Prens, bu sırada özel bir görev üstlendi ve zafer ganimeti olması açısından önemli bir hazine buldu “Dagger of Time”. Zamanı kontrol edebilecek güçteki bu silahın nimetlerinden ne Prens ne de babası haberdar değildi aslında. İlk kez kullanımıyla birlikte aslında bir felaket başkaldırdı ve vezirin asıl planları da devreye girmiş oldu. 2003 yılındaki “The Sands of Time” isimli oyun, Ubisoft tarafından Prince ismini yeni nesle tanıtan oyun olsa da, ilki 89 yılında hazırlanmış, ilk “Hareket yakalama” tekniği kullanılan oyundu Prince of Persia. Bin bir gece masallarından etkilenerek hazırladığı oyunda Jordan Mechner, yine bu temaya uygun olarak hareket etmişti.

Fırtına öncesi sessizlik

“Önceleri fakir bir genç olan Prens, ülkenin güzel prensesine aşık olur ve sevgisinin karşılıksız olmadığını da anlar. Büyük bir savaş için ülkesinden ayrılmak zorunda olan sultanın arkasından işler çeviren vezir ise, hem krallığı ele geçirmek hem de güzel prensesle evlenme planları yapmaktadır. Bunun üzerine harekete geçen Prens, hem aşkını hem de adaleti korumak için kılıcını kuşanır.”

Evet 89 yılı. O zamanlar çok küçüktüm, bilmiyordum, hatta hatırlamıyorum da, ama artık biliyorum ve yıllardır biliyordum da. İlk POP’tan sonra birkaç devam oyunu daha sonra Ubisoft’un seriye hayat vermesiyle The Sands of Time, Warrior Within ve Two Thrones başta olmak üzere POP serisi, genişleyen hikayesi ve merak uyandırıcı ilerleyişiyle, yıllardır tanınan en önemli aksiyon macera oyunlarından birisi haline geldi. Hatta en iyisi bile sayılabilir.

“Bakıyorum” demek gerçekten yetersiz oluyor bazen. Düşünüyorum ve gidebildiğim kadar eskilere gidebildiğim zaman Prince of Persia isminin bir “Tür” ismi olduğunu söyleyebiliyorum. Akrobatik hareketler, heyecan, masalsı bir hikaye ve dahası, Prince’i bugünlere kadar getirdi.

Yaklaşık bir yıldır dedikodu boyutunda olan yeni oyun, geçtiğimiz günlerde duyurulunca yeni bir heyecan fırtınası esmiş, bu oyunun özellikle görsellerinin başta olmak üzere tamamen farklı bir tarza bürüneceği de belirtilince bu da ekstra bir etki bırakmıştı. Ubisoft Montreal’in tam 140 kişilik geliştirme ekibi tarafından tekrar hazırlanmakta olan Prince of Persia, heyecan ve merak uyandıran ve hepsinden öte yeni bir sayfa açması beklenen bir yapım olma yönünde ilerliyor.

Kahramanımız, herhangi bir amaç uğruna hizmet edebilecek birisi değil ilk başta. Çölde yakalandığı bir kum fırtınasında kaybolan Prens, fırtınanın dinmesiyle birlikte kendisini bir vahada buluyor. Etrafı duvarlarla çevrilmiş olan bu cennet bahçesinde en dikkat çeken şey ise, “Yaşam ağacı”. Persian (Pers) mitolojisini temel alan hikayede Ormazd ve Ahriman adlı iki Tanrı yer alıyor. Ahriman, kötü bir Tanrı ve hedefledikleri de öyle. Büyük bir kötülük ordusu kurarak tüm dünyayı etkisi altına almak ister. Ormazd, onu bir şekilde tuzağa düşürerek burada uzun yıllar boyunca kalması için hapseder. Etrafı duvarlarla çevrili olması da onun buradan kaçabilmesini zorlaştıracaktır. Sürekli bu bölge korunsa da artık fazla dayanabilecek güç kalmamıştır. Yeni oyunda Prens’in partneri konumunda yer alan Elika isimli bayan karakter de buranın koruyucularından birisi. Ahriman’ın buradan kurtulabilmesi sonucu, dünyayı kötülük kaplayacak ve karanlık bir çağ başlaması kaçınılmaz olacaktır. Bu noktada harekete geçmesi gereken Prens, onun özgür kalmasına engel olmak zorundadır ve bu yolda karşılaşacağı her türlü zorluğu Elika’dan alacağı destek sayesinde aşması gerekecektir.

POP 4, tamamen açılmış yeni bir sayfa, hem görselleri hem de hikayesi itibariyle serinin önceki oyunlarıyla bir bağı olmayan bir serüven. Yeni oyunda dikkat çeken ilk özellik hiç şüphesiz oyunun görselleri. POP 4’te Cell Shader teknolojisi ürünü grafikler yer alıyor. Ayrıca Assasins Creed’te kullanılan grafik motorunun da temel olarak POP4’te yer aldığını belirtmekte fayda var. Grafikler konusunda yapımcı kadroda yer alan Ben Mattes, grafikler için ” Bu cesur bir karar.” Sözlerini uygun görüyor ve “Burada amacımız, oyuncuya oyunu çizimlerden oluşan resimlerin içerisinde oynuyormuş havasını verebilmek.” diyor. Önceden oyunlarla ilgili konsept tasarımları yayımlanır, fakat daha sonra gerçek tasarımlara geçilir ve oyunun seyri bu yönde ilerlerdi. POP 4′teki durum ise, ilk başta neyse sonucunda da o. Cel-Shaded teknolojisi sayesinde çizimlerden oluşan masalsı grafiklerle donatılmış bir maceranın içerisinde yer alma şansına sahip olacağız.

Oyunun dünyasını, karanlık ve aydınlık taraf olarak iki bölümde ele alabiliriz. Meydana gelecek her türlü iyi ya da kötü dönüşümleri gerçek zamanlı olarak yaşayabileceğiz. Söz gelimi POP 4’te oldukça geniş bir dünya yer alacak. Önümüzde seçebileceğimiz birden fazla yol ve çizgiselliği azaltılmış bir harita yer alacak. Kanyonlar, uçurumlar, köprüler, karanlık koridorlar gibi mekanlarda yer alabilecek, bir çok doğal yapıyı keşfedebileceğiz. Fiziksel özelliklere ve etkileşimli çevreye olabildiğince fazla önem veren yapımcılar, oyundaki her noktayı birbirinden tehlikeli tuzaklar ve Boss’larla çeviriyorlar. Bu sayede yapacağımız her seçimin etkisi de farklı olacak. Boslar hakkında Michael Labat, “Bizim amacımız, ilginç ve unutulmaz yaratıklar hazırlamak.” diyor.

Gireceğimiz mücadelelerde bu kez yalnız değiliz. Aylar öncesinde yayımlanan bir resimde Prince’in yanında bir de bayan karakter yer alıyor, fakat kim olduğu bilinmiyordu. Elika ismindeki bayan karakter, oyun boyunca esas oğlana yardım edecek yegane tek kişi. POP The Sand of Time’da yer alan ve hikaye gereği görünen “Farah” gibi biri değil. Oldukça iyi silah kullanabilen ve bulmacaları çözmede oldukça yetenekli birisi. Elika, tüm oyun boyunca yapay zeka tarafından kontrol edilecek ve ölmesi de söz konusu değil. Prensimiz de gayet güzel özelliklere sahip. Şuan ki görsellerde görüldüğü üzere yüzünü peçeyle kapamış ve sol elinde de metal bir pençe yer alıyor, ama sıradan bir değişiklik olsun diye eklenmemiş. Tüm oyunlarda olduğu gibi Prens, yine akrobatik hareketler konusunda oldukça usta, ama The Sand of Time’da yer alan zamanı geri alabilme özelliği ve sonraki oyunlarda yer alan kolundaki zincirler, POP 4’te yok. Şimdiki metal pençe sayesinde Prens, daha güçlü saldırılar gerçekleştirebilecek ve bu saldırıları akrobatik hareketlerle birleştirebilecek. Kısaca “İkinci bir şans” olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca yapımcılar, yeni dövüş sistemi konusunda da uzun süre denemelerde bulunmuş ve sonuca gitmişler. Türün ilk örneği olmasına rağmen, rakiplerin incelenmesi gerektiğini bilen yapımcılar, God of War başta olmak üzere çoğu oyundaki savaş tekniklerini ele aldı. Prens’in bu denli şiddet yanlısı bir karakter olmayacağını göz önüne alırsak yapımcılar, yeni dövüş sistemi hakkında “Soul Calibur ve ilk POP oyununun melezi” benzetmesini yapıyorlar.

Şu ana kadar açıklananlar POP 4’ün hayli iddialı bir yapım olduğunu kanıtlar nitelikte. Cel-Shaded grafiklerine geçilmesinin oyuncular tarafında kısa bir bocalamaya yol açtığı kesin, ama yayımlanan ilk videolar, bu korkuların yersiz olduğunu gösteriyor ve şimdiden oyunu oynayabilmek için POP severler bekleyişe geçmiştir diye tahmin ediyorum. Prince of Persia 4 hakkında E3 fuarında da yeni bilgilerin ve görsellerin geleceği kesin. İlk gelen resmi açıklamalara göre oyunun bu yıl sonunda PC, PS3 ve X360 için raflarda olacağı belirtilse de klasik Ubisoft faktörünü göz önüne alırsak eğer, herhangi muhtemel bir ertelemenin gelmesi kaçınılmaz olacaktır.